Araştırma: Bitki Bazlı Beslenme Biçimine Geçiş, Küresel Emisyonları Azaltabilir ve CO2'yi Tutabilir

Yüksek gelirli ülkelerdeki bu yeni beslenme yaklaşımı, tüm sera gazı emisyonlarının yarısından fazlasını azaltacaktır.

Nature Food dergisinde yakın zamanda yayınlanan bir araştırmaya göre, et tüketimini azaltmak, ülkelerin sera gazı emisyonlarını düşürmelerinin ve daha fazla karbon tutmalarının yollarından biridir.

Bu konuda aşırı katı olmak zorunda değiliz. Hayvansal gıda tüketimini azaltmak bile faydalı olacaktır. – Paul Behrens, çevre araştırmacısı, Leiden Üniversitesi

Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı'na göre, en gelişmiş ülkelerde et temelli beslenme düzeninin azaltılması, toplam küresel emisyonların yaklaşık onda biri olan 100 milyar tona kadar sera gazı emisyonunu azaltabilir.

Bitki bazlı beslenme düzenine geçmek, şu anda hayvancılık ve hayvan yemi üretimi için kullanılan geniş arazilerin, karbon tutan yeni doğal çiftliklere dönüşebileceği anlamına da gelir.

Bu da, ülkelerin Paris İklim Anlaşması'nda başlangıçta belirlenen karbondioksit azaltım hedeflerini gerçekleştirmeleri için ek bir yol sağlayacaktır.

Ayrıca bakınız: İklim Değişikliği Haberleri

Araştırmacılara göre, küresel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 68'ini ve küresel nüfusun yüzde 17'sini temsil eden 54 ülkede beslenme alışkanlıklarında yapılacak büyük bir değişiklik, bu ülkelerin yıllık gıda üretimi emisyonlarını yüzde 61 oranında azaltabilir.

Daha önceki çalışmalar, hayvansal gıda üretimi ile bağlantılı emisyonların, insan tüketimi için yapılan bitkisel üretimden kaynaklanan emisyonların en az iki katı kadar yüksek olduğunu göstermiştir.

Şimdi bilim insanları, bu ülkelerdeki insanların genellikle daha geniş bir gıda ürün yelpazesine erişimi olduğu için, gelişmiş ülkelerin bu değişimde oynayabileceği role odaklanıyor.

Çalışmanın baş yazarı ve Leiden Üniversitesi'nde araştırmacı olan Paul Behrens, "Yüksek gelirli bölgelere baktık çünkü bu bölgelerde protein ve diğer besin ihtiyaçları için bol miktarda bitki bazlı seçenek mevcut" diye yazdı. "Düşük gelirli bölgelerde insanlar daha az hayvansal protein tüketiyor ancak sağlıkları için genellikle bunlara güveniyorlar."

Çalışmaya göre, hayvancılık ve hayvan beslemesi için kullanılan tarım arazilerinin doğal hallerine geri döndürülmesi, bu arazilerin bulunduğu ülkelerin, doğal bitki örtüsü olgunlaşana kadar 14 yıllık tarımsal karbondioksit emisyonlarını tutmasına olanak sağlayacaktır.

Mevcut araştırmalar, bitkilerin olgunlaşmasıyla birlikte bitki örtüsü ve ormanların karbon tutma kapasitesinin giderek azalabileceğini göstermiştir.

Behrens, “Bu, iklim değişikliğinin etkilerini hafifletmek için olağanüstü bir fırsat,” diye yazdı. “Ancak bunun su kalitesi, biyolojik çeşitlilik, hava kirliliği ve doğaya erişim gibi konularda da çok büyük faydaları olacaktır.”

"Sağlığımız için doğada bulunmanın ne kadar önemli olduğunu gösteren yüzlerce makale var ve bu değişiklikler, insanların yaşadığı yerlerin yakınında yeniden vahşileştirme için geniş araziler açacaktır," diye ekledi.

Behrens, hükümetlerin biyolojik çeşitliliği korumak ve karbonu tutmak için çiftçilere sübvansiyon vermesi gerektiğine inanıyor.

Araştırmacılar, et temelli beslenme düzeninden uzaklaşmanın etkisini, küresel nüfusa yayılan sürdürülebilir bir gıda üretim sisteminde sağlıklı beslenmenin ne olduğunu inceleyen bilimsel bir çalışma olan EAT-Lancet gezegen diyeti ile karşılaştırarak değerlendirdiler.

Sebzeler bu diyetin en önemli bölümünü oluştururken, proteinlerin sadece çok küçük bir kısmı hayvansal gıdalardan elde ediliyor. Böyle bir diyette yağlar, zeytinyağı gibi bitkisel yağlar şeklinde tüketiliyor.

Uluslararası araştırma ekibi, zengin ülkelerdeki mevcut hayvansal gıda tüketimini sadece yüzde 50 oranında azaltmanın bile büyük faydalar sağlayacağını belirtti.

Behrens, “Bu konuda aşırı katı olmak zorunda değiliz. Hayvansal gıda tüketimini azaltmak bile faydalı olacaktır” diyerek sözlerini tamamladı. “Zengin bölgelerdeki halkın yarısının diyetlerindeki hayvansal ürünleri yarı yarıya azalttığını hayal edin. Yine de çevre ve halk sağlığı açısından muazzam bir fırsat söz konusu olacaktır.”