Araştırma: Geleneksel zeytin bahçeleri, yoğun tarım yapılan bahçelerden daha fazla karbon emiyor

Jaén Üniversitesi'nden yapılan bir araştırma, geleneksel zeytin bahçelerinin iklim değişikliğiyle doğrudan mücadele ettiğini ve yoğun tarım yöntemlerine kıyasla çevreye çok daha az zarar verdiğini ortaya koyuyor.

OLIVEN Projesi kapsamında, Jaén Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, hem geleneksel hem de yoğun sızma zeytinyağı üretiminin çevresel etkilerine ilişkin çalışmasını tamamladı.

Araştırma sonuçları, geleneksel zeytinliklerin, yoğun (yüksek yoğunluklu veya süper yüksek yoğunluklu) tarım yöntemleri kullanılan zeytinliklere kıyasla önemli ölçüde daha fazla CO2 emdiğini göstermektedir.

Sızma zeytinyağı üretiminin etkisini azaltmak için, çabaların çoğu tarım aşamasına odaklanmalıdır. – Lázuli Fernández, araştırmacı, OLIVEN Projesi

Çalışma ayrıca, İspanya'daki dört geleneksel yağmurla sulanan, dört sulanan ve üç yoğun zeytin çiftliğinin yanı sıra 12 zeytinyağı değirmeninin karbon ayak izini, karbon dengesini ve çevresel etkisini değerlendirerek, sızma zeytinyağı üretim döngüsünün belirli aşamalarının etkisine ilişkin kapsamlı bir analiz sunuyor.

Bu, ağaç yetiştiriciliğinden zeytin işlenmesine kadar tüm döngü boyunca su ve enerji kullanımı, gübreleme, böcek ilacı uygulaması ve atık arıtımının değerlendirilmesini içermektedir.

Ayrıca bakınız: Tarımın Yoğunlaştırılması Zeytinlik Verimliliğine Zarar Veriyor

Ekip, (ambalajsız) sızma zeytinyağı üretiminin çoğunlukla karbon negatif olduğu ve üç zeytinlik kategorisinin de CO2 yutağı görevi gördüğü sonucuna varmış olsa da, geleneksel zeytinliklerin iklim açısından çok daha dostu olduğu ortaya çıkmıştır.

Çalışmanın baş yazarı Lázuli Fernández, “[Bu bahçeler] nihai olarak üretilen her kilo yağ için atmosferden 5,5 kilo CO2 eşdeğerinin uzaklaştırılmasını sağlıyor” dedi. “Sulamalı tarım durumunda bu değer 4,3’e düşüyor; yoğun yöntem ise bir kilo yağ için 2,7 kilo CO2 eşdeğerinin yakalanmasına olanak tanıyor.”

“Sızma zeytinyağı üretiminin etkisini azaltmak için, çabaların çoğu tarım aşamasına odaklanmalıdır,” diye ekledi.

Bu, sızma zeytinyağı üretim sürecinin tarım aşamasının, iklim değişikliği kategorisinde toplam çevresel etkinin yüzde 76,3’ünü oluşturduğu bulgusunu takip ediyor.

İlgili olumsuz çevresel etkiler de yoğun zeytin bahçelerinde en yüksek seviyedeydi; bunun başlıca nedeni azotlu gübrelerin, bitki koruma ürünlerinin ve herbisitlerin kullanılmasıydı.

Ekip, olumsuz çevresel ve iklim değişikliklerini hafifletmek için teknik ve ekonomik açıdan uygulanabilir bir dizi değişikliğin yapılmasını önerdi.

Fernández, “Organik gübrelerin kullanılması ve geçici spontan örtü bitkilerinin yetiştirilmesinin kolaylaştırılması, pozitif bir karbon dengesi sağlar ve zeytin yetiştiriciliğinin olumsuz etkilerini azaltır” dedi.

Zeytin üretiminde yoğunlaşma eğiliminin giderek arttığı bir dönemde yapılan bu çalışma, sektördeki bazı modern uygulamaların sürdürülebilirliği konusunda daha fazla endişe uyandırıyor.

İspanyol hükümetine göre, açık ara en büyük zeytinyağı üreticisi olan ve dünyadaki en yoğun zeytinliklerin çoğuna ev sahipliği yapan Endülüs, geleneksel tarım yöntemlerinden uzaklaşmanın yol açtığı ciddi çevresel tahribat riski en yüksek bölgeler arasında yer alıyor.

Bu eğilim sadece İspanya ile sınırlı değil. İtalya Tarım Bakanlığı, kısa süre önce ülkedeki zeytin bahçelerinin modernizasyonunu finanse etmek için 30 milyon avroluk bir yatırım fonunu onayladı. Fonun belirtilen amaçlarından biri, sulu tarımın kullanımını artırmak; ancak bu çalışmada sulu tarımın olumsuz çevresel etkileri artırdığı ve iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılmasını engellediği ortaya konmuştur.

Ancak OLIVEN Projesi sadece zeytinyağı üretiminin çevresel etkisini azaltmakla ilgilenmiyor. Proje, uluslararası işbirliği yoluyla, sektörün atıklarını ve yan ürünlerini değerlendirerek yeni gelir kaynakları belirlemeyi ve geliştirmeyi de hedefliyor.

Bu amaçla ekip, biyokütle gazı üretimi yoluyla yaratılabilecek potansiyel çevre dostu ekonomik faydalara dikkatini yöneltmektedir. Ekip üyeleri, bu tür araştırmalar yoluyla hem ekolojik hem de ekonomik açıdan uzun vadeli sürdürülebilirliği artırmayı ummaktadır.