Akdeniz diyeti, ciddi kalp rahatsızlıkları riskini azaltır
Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, Akdeniz diyeti kardiyovasküler hastalığı olan hastalarda olumsuz olay riskini azaltırken, şaşırtıcı bir şekilde Batı tipi beslenme tarzının olumsuz riskle herhangi bir ilişkisi görülmedi.
Akdeniz diyeti
(MedDiet), sebze, meyve, baklagiller, tam tahıllar, balık, ılımlı miktarda alkol ve zeytinyağı gibi sağlıklı gıdaların bolca tüketilmesine dayanır. MedDiet beslenme şekli, hem epidemiyolojik çalışmalarda hem de klinik denemelerde kardiyovasküler hastalık (KVH) riskinin azalmasıyla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle, birçok sağlık otoritesi daha fazla sebze, meyve, tam tahıl ve balık tüketilmesini önermektedir. Batı beslenme düzeniyle ilişkili gıdaların daha fazla yan etkiye neden olabileceği de yaygın bir varsayımdır. Bu nedenle, rafine karbonhidrat, şeker, sodyum ve doymuş yağ içeren işlenmiş gıdaların tüketiminin azaltılması da önerilmektedir.
Ayrıca bakınız: Zeytinyağının Sağlık Faydaları
Sağlıklı bir beslenme düzeninin halihazırda koroner kalp hastalığı (KKH) olan hastalar için yararlı olduğu varsayılsa da, bununla ilişkili sonuçları ortaya koyan çok az araştırma bulunmaktadır. Beslenme düzeni klinik ortamlarda nadiren değerlendirildiğinden, rutin klinik bakım sırasında beslenme düzeninin değerlendirilmesinin de daha fazla dikkat gerektiren etkili bir ikincil önleme stratejisi olarak kabul edilip edilemeyeceğini anlamak önemlidir.
European Heart Journal'da yayınlanan bir çalışma, Akdeniz diyeti veya Batı beslenme alışkanlıklarının, yüksek riskli hastalarda veya stabil KHK'si olanlarda olumsuz sonuçları öngörüp öngörmediğini belirlemeyi amaçlamıştır.
Stability denemesinden alınan verilerle, 39 ülkeden toplam 15.482 katılımcı bu ikincil gözlemsel analize dahil edilmiştir. Katılımcılar ya kardiyovasküler hastalık (KVH) açısından yüksek risk altındaydı ya da halihazırda stabil KAH'ye sahipti. Stability denemesi başlangıçta bir lipoprotein inhibitörü olan Darapladib'in neden olduğu olumsuz KVH olaylarının riskini değerlendirmek üzere tasarlanmış olsa da, deneme aynı zamanda gıda sıklığı anketlerinden beslenme bilgilerini de toplamıştır.
Bu ikincil analizde, gıda tüketim verileri seçici gıda gruplarına kaydedilmiş ve hem Akdeniz diyeti skoru (MDS) hem de Batı diyeti skoru (WDS) ile puanlanmıştır. Araştırmacılar, çalışmanın birincil sonucunun “3,7 yıllık medyan takip süresi boyunca ölümcül olmayan miyokard enfarktüsü, ölümcül olmayan inme veya kardiyovasküler bir nedenden kaynaklanan ölüm olarak tanımlanan majör advers kardiyak olayların (MACE) ilk ortaya çıkışı” olduğunu bildirmiştir.
Çalışmanın sonuçları, daha yüksek bir MDS skorunun, kardiyovasküler ölüm, miyokard enfarktüsü, inme ve tüm nedenlere bağlı ölüm riskinin azalmasıyla anlamlı bir şekilde ilişkili olduğunu gösterdi. MDS skorundaki her bir birimlik artış, olumsuz sonuçlarda yüzde yedi oranında bir azalma ile ilişkilendirildi. Yazarlar, bu çalışmada değerlendirilen Akdeniz diyeti modelinin, DASH diyetine ve beslenme kılavuzlarında yaygın olarak önerilen sağlıklı gıdaların tüketimine benzer olduğunu öne sürüyor.
Analize göre, meyveler, sebzeler, balık, alkol, süt ürünleri ve tofu/soya fasulyesi, MACE riskinin azalmasıyla ilişkiliydi. Şaşırtıcı bir şekilde, baklagiller, tam tahıllar, şekerli içecekler, rafine tahıl tatlıları, tatlı atıştırmalıklar ve et ile herhangi bir ilişki görülmedi. Bu nedenle, Akdeniz diyeti riskte bir azalma gösterirken, Batı beslenme modelinin bu çalışmada olumsuz sonuç riskini artırdığı gösterilmedi; bu da beklenmedik bir sonuçtu.
Araştırma, meyve, sebze ve balık tüketimini artırmaya yönelik beslenme tavsiyelerinin, Batı beslenme tarzındaki gıdaların azaltılmasını önermekten daha önemli olabileceğini göstermektedir. Bu çalışma, kardiyovasküler hastalık sonuçları üzerindeki olumsuz etkiler ile tipik Batı gıdaları arasında bir ilişki kuramamış olsa da, bireylere bol miktarda abur cubur tüketme izni vermez.
Çalışmanın yazarlarından Ralph Stewart'ın Sydney Morning Herald'da alıntılanan sözlerine göre, "değerlendirmeler nispeten kaba olduğundan, bazı zararlar göz ardı edilemez." Bunun, neden-sonuç ilişkisini göstermeyen bir gözlemsel çalışma olduğu da unutulmamalıdır.
Açık olan bir şey var ki, bu büyük gözlemsel çalışmanın sonuçları, daha sağlıklı gıdalar tüketmeye yönelik beslenme tavsiyelerinin hâlâ geçerli olduğunu göstermektedir. Ayrıca, halk sağlığı düzeyinde, beslenme düzeni değerlendirmesini kardiyovasküler hastalık (CVD) ve koroner kalp hastalığı (CHD) hastalarının rutin klinik bakımına dahil etmek, aslında etkili bir ikincil önleme tedbiri olarak işlev görebilir.